ERCAN SAĞLAM
HAKİKAT VE EĞRETİLEME
Mehmet ŞİRAY
Plastik sanatlarda doğalcılık ile gerçekçiliğin sıkça karıştırılarak alımlanması belirli tarihsel koşullara bağlanabilir. Kuşkusuz gerçekçilik bütün yaşantıyı tecrit eden diğer disiplinlerden oldukça farklı düzeyde tartışılmalıdır. Yine de tartışmaların asıl kaynağının, gerçekçiliğin karşılaştırmalı yollarla varılan bir değişken gibi değil de değişmez bir ölçü olarak alınmasından doğduğu söylenebilir. Eğer gerçekçilik farklı bir temele oturtulursa plastik sanatlardaki kimi çabalar izleyiciyi kurgu yapmaya ya da üretilen işi bilincinde yeniden inşa etmeye yöneltebilir. Bu tartışma bizi öz ve biçim arasındaki birlik düşüncesine doğrudan yaklaştırır; üslup ise bu birlikteliği tutan ana damardır. Gerçekçiliği mutlak olmayan bir değişken olarak kurgulayan sanatlar, öz ve biçim arasında süregelen, birinin ötekini bozmaya çalıştığı yapıya da yeni açılımlar kazandırır. Bu şekilde ortaya çıkan biçim, değişken özün üslup yoluyla anlatımından başka birşey değildir.
Kuşkusuz figürün plastik sanatlarda farklı kullanımları vardır. Heykel için figür, en azından modernizm ve öncesi süreçler açısından, gövdeyi ve onun sergilendiği yeri kugulamada kimi çatışmaları, hareketi ve yüzeyin olanaklarını kullanmada zaaflar göstermiştir. Figürün kaslarla yüklenmesi, büyüklüğünün verdiği ağırlığın altında hareketin gözardı edilmesi, ortaya çıkan sonuçlardan bazılarıdır. Tam da bu noktada öz ve biçim arasındaki tartışma birinin diğerine göre indirgenmesiyle sonuçlanacaktır. Ercan Sağlam’ın işleri böylesi verili bir içeriğin varlığını doğrudan sorgulayan, figürün yerini ve işlevini tartışmaya olanak sağlayan deneyimler sunuyor.
Heykelin üç boyutlu doğası düşünüldüğünde varolan boşluğun içerisi ve dışarısı arasındaki gerilim ve çatışma Ercan Sağlam’ın işlerindeki ana sorunsallardan biri, bir bakıma heykelin olanaklarıyla içerisi ve dışarısının sorun haline gelişidir. Ercan Sağlam’ın yüksek lisans mezuniyet projesini de kapsayan erken dönem işlerinde, sanatsal yaratıdaki ve yaratım sürecindeki karşıtlıklara gönderme yaptığı gözlenir. Bu bir dizi çalışmanın, biçim ve öze ilişkin plastik ilişkiyi irdeleyen ve mekanik kurgularla onları taşıyan yay formu arasındaki bağıntıyı gösteren bir niteliği olduğunu söyleyebiliriz. Bu, bir anlamda gövde ve organlar arasındaki, organik olanla mekanik olan arasındaki ilişki ve gerilimin bedene yönelik eleştirel bir tutumla dile getirilişidir.
Gövde ve parçalar arasında kurulan ilişkinin heykelin dış mekanını olduğu kadar kendi iç doğasını da belirlediği gözlemlenir. Bir yanıyla hacmi tutan mekanizmaların içlerinden hava geçiyormuş gibi davranmaları, işlerin dengede, havada asılı duruyormuşcasına algılanması, boşluk ve çizgisellik düşüncesine karşı geliştirilen eleştirel bir tutumdur. İşlerin bu özelliği, anıt heykellerdeki gibi belirli bir mekanın sanat eserine yapışması, çakılı kalması fikrine de yabancı gözükür. İşlerin her yerde sergilenebilir olması, “göçerlik” temasının Ercan Sağlam’ın işlerinde önemli bir yere sahip olduğunun da göstergesi sayılabilir.
Geç dönem işlerindeki malzeme kullanımı ve işlerin kurularak ve kesilerek kurgulanması, dokunmaya ait deneyimlerin izlerini yaratmaya yönelik tutumlar olarak düşünülebilir. İç içe geçen ahşap parçaların biçimlenmesi insan bedeninin organsal kuruluşunu anımsatır, fakat bu hatırlatma yıkma, kurma ve yeniden inşa fikriyle beraber yüzeyde yaratılan kesim izleri, bedene ait saf bir deneyimden çok izleyicinin yeniden tasarımlayacağı insan ve vücut imgesinin olanaklarını arar. İnsan bedenini çağrıştıran parçaların bütünsellik düşüncesine eğretilemeli olarak yaklaşması işlerin bir başka özelliğidir. Ercan Sağlam’ın son dönem işlerindeki önemli vurgulardan biri de gövdenin parçalanmışlığı, bozulmuşluğudur. Bu, insana ait bir öz bulma düşüncesinden çok bedenin sosyo-kültürel anlamlarından ayırt edilmiş anlatımının eksik olacağı yönünde bir yargı niteliği taşır. Malzemenin olanaklarından faydalanan Ercan Sağlam, mekanik yapısı ile yönünü arayan bir organizma kurgulama eğilimi taşıyor. Ercan Sağlam’ın çalışmaları, içinde barındırdığı teknoloji eleştirisiyle beraber, hakikat düşüncesine eğretilemeli bir yaklaşımın olanaklarını sunuyor.
FÜG VE FRAGMANLAR
Şinasi TEK
Fragmanlar bana ne zamandır Farrachi’nin (1) Bach üzerine kitabını çağrıştırıyor. Sanırım Bach diğer müzik dehalarından en belirgin şekilde prelüd ve füg’leri (2) ile ayrılıyor. Ercan Sağlam’ın fragmanlarını ben Bach’ın bu kısa ama tam, bitmiş, tekrar edilmekten yorulmamış tatları bir başka biçimde dile getirmesi gibi algıladım. Bu ilişki notaların zihnimizde ışık hızıyla dolaşması gibi, karşılaşma anında kuruluverdi. Heykelde biçimlerin tekrarı, ritim, birim biçim, yinelemeler her ne kadar diğer sanatlardan farklı gibi görünse de derinlerde bütün yapıtların birbirine bağlandığı ara katmanlar, bağlantılar vardır. Bu nedenle her sanat alanı diğerleri üzerinden kendilerine anlaşılma aralığı yaratırlar. Ercan’da da böyle bir anlam dizgesi var. Prelüd, ön çalınışı ve ardından füg’ü davet etmesiyle biliniyor. Bach, diğer akranları ve meslektaşlarının büyük kompozisyonlarının yolunda senfonik kompozisyonlar bestelemektense boyu küçük derinlikli füglerle, denenmemişi göze almış. Bana kalırsa Adorno ve Benjamin’de sıklıkla dile getirilen fragmanlara karşılık gelen yazma, kompoze etme düşüncesinde. Ya da aslında Benjamin ve Adorno, Bach’ın akıl yürütme, büyük biçim inşa etme yerine küçük ama yoğunluğu ve tınısı, iç sesi ve sıçramalı ilerleme fikrinde; gelişmeci bir eklektisist inşa yerine fragmantif bir soluk peşinde olmuşlar (3). Aslında Platon ve Aristo’dan beri yazılan metinlerin paragraflar ve fragmanlar olduğu da bilinen bir şeydir. Büyük anlatı ve tamamlanmış öykü- yapıt fikrinin 19. yüzyılın roman sanatı ve felsefi ideasıyla ilişkisi bir yana fragmanlar daha da köklü ve kadim bir geçmişe ait düşünüm parçacıklarıdır. Gücü kısalığından, yoğunluğundan, kesinliğinin anlaşılırlığındandır. Uzun ve katmanlı olanın bir ve aynı olanı kesinleyememesi, herkesçe ayrı ayrı anlaşılması; anlaşmanın gerçekleşememe tehlikesine karşındır fragman. Bütünün içerimini taşıması ama bütünün eksik ifade edilebilme ihtimaline karşın fragmanın kısa ve anlaşılma olanağı… Füg galiba kalıbı, malzemesi, içeriğiyle tınılara ilişkin olsa da plastik olanın soy olarak bağlanabileceği bir akrabadır heykele.
Erken modernizmin uzun ve soluklu anlatılar için uzun ve bitimsiz gecelerce uğraşların sonunda meydana getirilmiş yapıtlarına karşın bir çırpılık, bir solukluluk görünüşü uzerinde düşünülmelidir. Neden acaba Bach diğerleri gibi akıl yürütmemiş?.Onyedinci yüzyıl’da başlayan serüveni Kant, Hegel, Beethoven ve Mozart’tan önce, aydınlanmanın köşe taşlarının düşüncelerinin dışında ve kendine özgü bir eylemlilikle 1000’in üzerinde yapıtı ve sayısız fügü… Bana, “az çoktur” ya da “fragman yeter düşünümdür” fikrini çağrıştırıyor. Kendi alegorisini, metaforunu da içten içe bu moral alanda yürüterek.
Ercan Sağlam bile isteye fragmanlara yönelirken ve biçimlerini aynı/benzer birimlerin tekrarlarından inşa ederken sanatta unutulmaması gerekli yapma-etme edimlerine de dikkat çekmektedir. İç-dış, ileri geri, sıcak-soğuk (renk algısı), basit-karmaşık çiftlerini sanatsal biçimlemenin örgüsü içinde, kavramların dolayımlarını sanatsal hikayeye yedirerek yan anlamlar üretmektedir. Yükselmeye çalışan biçimler, duvara tırmanan biçimler, sarmal örgüler, kaidesinden taşan ahşap ve bronzlar başlangıçta içe dolanan deniz kabukluları gibi ses ve görüntülerini ayrı ayrı anlam katmanlarıyla iç içe biriktirmektedir. Bir yandan da kabuğun içine toplanma, olmaya çalışma, öze dönme, beden inşa etme ritüelini çağrıştırır bu yapıtlar (bronz figürler), söylenecek şeyleri biriktirme aşaması da denilebilir belki bu işlere. Ercan bu sergide birkaç örnegi yer alan bronz çalışmalar için `beden` den, bir kontekst olarak beden okumalarından, inşa ederken anlamlamadan, içe dönük okuma-öğrenme ediminden söz etmektedir. Bronz işler, geçirgen biçimler, kapalı duvar ve yüzeylere karşı ve açık biçimlerin bütün özelliklerini taşımaktadır. Kütle, yüzey sanatı diye de tanımlanan heykelin hafifletilmiş biçimi ve içe kapalı yönelimleriyle klasik yapıtların formcu inşasına karşı biçimlerdir bunlar.
Burgu, helezon, eklenen, eksiltilen, içeriksizleştirilmiş gibi görülen bu biçimlerin kendilerine özgü bir akışkanlığı, eklemlenen fragmantif bir anlatıcılığı vardır. Bu nedenle doğrudan bir öykü parçasına yönelmek yerine,(Ercan’da) daha önceden de belirttigim gibi: “Gereğince doğrulanmış nesnellik nesneyle ilk teması yalanlar. Önce her şeyi eleştirmeli: duyumu, sağduyuyu, hatta en değişmez geleneği ve son olarak kelimelerin kökenini de..” (4) diyen Bachelard’ı izleyerek farklı patikaların içinde dolanmalıyız. Çünkü Fragmanlar anayollara bağlanmayabilirler. Anladığım kadarıyla Ercan’da satır araları, dolayımlar ve patikaların içinde akıl yürütme halinde. Heiddegger’in zorlu yürüyüşlerinin patikaları gibi (sanat eserinin kökeni için Yunan-Atina gezisi vb.)… Artık günümüzde bu patikalar tercih edilmez pek. Girenler de bilmeyenlere ondan söz etmez. Böylece ilişkilenmek isteyenlere gönderimi olan iç gezi güzergahları yaratmış bu fragmanlarda sanatçı. Renk, boya, dışa dönme, eklenme gibi iç anlamlarla yan yana gelen düşünüm formülasyonlarıyla katmanlanan yapıtlar kotaran sanatçı bir şey demiyormuş gibi yaparken dehlizler, labirentler, kıvrımlar yaratır, girip gezinebileceğimiz.
Ercan`la konuşunca sanki içe kapanık formlarla yeterince uğraşınca kendi içini keşfetmiş, her şeyi görünce herkese açmışmış izlenimi edindim. Yalınlık ne kadar da zor: yalınlık çünkü gezinerek varılan bir kat, varılan bir yer. Karmaşık yolları, labirentleri, içe dönüşleri ve mesafeleri almayı gereksinir. Bir yandan da “kültür” koduyla ilişkilendirdigi kimlik, benlik, beden ve dışa dönüklük üzerinden harekete geçmesini istediği bir yönelimi var sanatçının. Formun merkezi durumu, evrimci kontekst’indense; yani dişi erkek form ve girinti çıkıntılar inşası gibi temel biçimlerdense, dışa dönük, kültür kodunda melezlenmeye çalışan kimlik, yönelim eğrilerinde yeni alt başlıkların oluşma sürecini öne çıkarır.
Ercan “kopma”, “kopuş” kavramlarına da sıklıkla değiniyor. Biçimlerin aktüel mekândan koptuğunu ve öyle de olmalarını arzu ettiğini söylüyor. Bronz yapıtlarda görülen rendeleme, törpüleme gibi bitirici süreçlere ait izlerin yerini son dönem ahşap çalışmalarında sembolik bir içeriğe kavuştuğunu gördüğümüz boya katmanları ile çıplak biçimlerine bıraktığını söyleyebiliriz. Dışrak biçimler metafor yerine sembolik ifadelere yönelmişler. Bunlar da sanatçı için bellek ve alanın repertuarının gizli kodlarına çağrışım yapmaktadır. Bir tür kayıt düşme, iç yolculuk düşüncesinde olan sanatçı için repertuarın olanaklarının doğrudan ya da dolaylı aktarımı kültür denilen ortamın içselleşmesi ve dengesinin sınırlarında aranmalıdır.
Dünyanın, evrenin, kozmik biçimlerin inşası gibi bu yapılar. Taslağı olduğu bütünün fragmanları. Hepsi ve parçası asal olanın. Bronzlarda asılı olan, yer küreye bağlı biçimler boşlukta kendilerini gerçekleştirmeye devam ede giderler. Kozasında biçimlenen biçimler düşünüldükçe içerik yükleniyor gibidir: tamamlanmaz o nedenle, yolda olan biçimdir çünkü. Tamamlanmış olması onun gerçekliğini eksiltir. Kayıt düşme, not alma, düşüneyazma gibi akıl yürütüşü var sanatçının, sözcükleri, seçtikleri tam bu olmasa da buna benzer. Dünya’ya, hayata kayıt düşme.
(1) Farrachi, Armand. Bach, Son Füg. (Çev. Heval Bucak), İstanbul; Can Yayınları, 2008.
(2) Füg; çok sesli bir tür müzik parçasıdır. Birinci ses temanın başlangıcı olup ikincisi değişiktir, tekrar eden birinci sesten sonra gelen üçüncü ses melodiyi tamamlar.
(3) Adorno’nun Minima Moralia’sı, Benjamin’in bütün metinleri ya da alıntı biriktirerek metin çatma düşüncesi bu fragmanların Frankfurt Okulu iç ısısıyla ilişkilendirilebilir; Bütünlük, parça ve derinlik düzeyleri vs.
(4) Bachelard, Gaston. Ateşin Psikanalizi, (Çev. Aytaç Yiğit), İstanbul; Bağlam Yayınları, 1995, ss 7)
Seval ŞENER
1. KATMAN 1. YAZI
“… tüm mezar yazıtları tükenmişken, tüm dehşet sözcükleri fersiz ve kirliyken şu’na nasıl bir ad yakıştıracaksak.”*
Eski katman: Eski katta, o eski tabaka, eski katları düğümler düğümler. Bir düğümle bir organa döner katman. O eski tabaka.
Küçük büyük parça: Küçük parça büyük parçaya hükmeder. Küçük parça büyük parçada kendini tekrar eder, tekrar dener. Dener tam tekrarın imkansız
olduğu formun içinde.
Modül denge: Simetrisiz dengesi bir heykelin düşmeye kaçar, form sabit durur, dengede, gözü düşürür. Fersiz sözcükler gibi durur kendi hassaslığında düşmeye
çok yakın ama ayakta. Ayakta duramaması gerekirdi dedirtir, o eski katman olmasa.
Kırık Bütün: Kırıklardan yapılmış bir bütün kırığını gizler gözden. Bize bir kıvrım yapar, bir akıntı gözü gezdiren.
Yuvarlak Yer:Yuvarlak yeryüzü müdür tüm katmanları içerirken üzerine hariçten bir tabaka eklenen. Düşme, çökme riskinden midir? Tedirginlikten midir? Sonra kıvrım yere iner, omurga iken o eski tabakadır, eskiden. Akıntı olur, dalga olur, kıvrım olur yere değer.
Çıplak Tabaka: Tahtalar, ham, renksiz, olduğu gibi, sınıflar, yeryüzü katmanları, lazer kesikleri, elin düşündüğünü bilmeden düşünerek kestikleri, tabaka. Bir sürü tabaka bir araya gelir, düşündürdüğünden çok gözün gördüğüdür burada: yeni ama o eski tabakayı gizlediğinden.
2. KATMAN 2. YAZI
Fragman: Büyük cümlenin küçük sesleri, bütün burada derken sıfatla başbaşa kalma, anlam yarım, anlam eksiltilmiş fragman.
Tanım: Modül tam cümle, birim aynının farklı dizilişi, yepyeni etmeyen yeni, tekrar edilen yeni.
Matematik: 1 ve 2nin hep 3 etmediği durumlar, 1,6,1,2,5, olasılıklar, içten dışa, dıştan içe, giren, çıkan, yüzeye çarpanlar.
Görme: Referansları gizli, yerlerini netlemek yerine gizlendiler. Tonlar, boyalar, göstergeler.
Kaplama: Hamdılar, kapandılar. Matbaa mürekkebi, balmumu, pigment kuruluşu örttüler. Yakından bakana rehber bir örtü.
Şifre: Karasal birbirine geçişler, büyük hareketin içinde yüzecekler, merkez ürkek beyaz, yuvarlak, kare.
3. KATMAN 3. YAZI
KAPLANDILAR.
*Julio Cortazar. Mırıldandığım Öyküler. Can Yayınları. 1980 sayfa: 62
BÂLÂ ATALAY
07/11/2014 11:49
Son dönem heykel ve baskı resimlerini 'İstifler' başlığıyla Ankara Atlas Sanat Galerisi'nde sergileyen sanatçı Ercan Sağlam, "Türkiye'de açık alan heykelleri konusu ne yazık ki travmatik boyutta. Toplumsal uzlaşma konusunda geldiğimiz noktanın da, kamu alanının nasıl tabularla doldurulduğunun da somut kanıtı haline geldi" diyor.
Heykel sanatçısı, Bilkent Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü öğretim üyesi Ercan Sağlam, son dönem heykellerini ve baskı resimlerini ‘İstifler’ başlığıyla Ankara Atlas Sanat Galerisi’nde sergiliyor. Yapı, espas, ritim gibi plastik dilin olanaklarıyla organik yaşamın bizleri şaşırtan keşiflerini eklenme, aktarma şekilleri olarak istifleyen sanatçı, boşluğa açılan formlarda zaman zaman inşa ederek, uçuca ekleyerek yol aldığımızı, çoğalarak, kimi zaman da eleyerek, eksilerek yaşadığımızı, yol aldığımızı ve hatırlamamak, yeniden düşünmemek üzere büyük bir hevesle istiflediğimizi belirtiyor.
“İstifler” serginiz belleğimizin canlı tuttuğu anılar kadar silmek istediği şeyleri de saklıyor gibi. Neleri istifliyoruz?
O kadar çok şey var ki... “İstifler” ile yakından bakmak istediğim alanda yaşadıklarımız da yaşayamadıklarımız da yer alıyor. Belki daha önemlisi yaşadığımızı ya da yaşamadığımızı sandıklarımız da... Bu alan çok parçalı, çok katmanlı bir yapıya da benzetilebilir, son derece etkin, tıpkı bellek gibi. Bir yanıyla pratik, bizzat deneyimlediklerimizle ilgili bir bütünün parçalarını istifliyoruz, bir yanıyla da zihinsel kurgularımızla ilgili bir yapının parçalarını.
Daha doğrusu zaman zaman istifliyor, üst üste yığıyoruz de denebilir. Çünkü tıpkı yıkmanın olduğu gibi kurmanın, biriktirmenin de farklı biçimleri olduğunu düşünebiliriz; Zaman zaman, bir daha dönmemek üzere, hatırlamamak, yeniden düşünmemek üzere büyük bir hevesle istifliyoruz olan biteni, ne varsa, ne bulursak... Zaman zaman ise inşa ederek, uç uca ekleyerek yol alıyoruz, tıpkı kimi zaman çözerek, çoğalarak, kimi zaman eleyerek, eksilerek yaşadığımız, yol aldığımız gibi.
Benim için kişisel ya da toplumsal tarihimize, çalışma alanlarımıza ya da gündelik sorunlarımıza ilişkin tutumlarımızı, önyargı ve beklentilerimizi biçimlendiren süreçler bunlar. Birbirinden farklı stratejiler ve hepsi de yakından bakmaya, tekrar tekrar düşünmeye değer.
Kısacası bu sergiyi oluşturan çalışmaların oluşum sürecinde neyin istiflendiğinin tanımından çok, istifleme eyleminin tüm çağrışımları ile bana nasıl bir düşünme ve çalışma alanı açtığı önemli oldu diyebilirim. Çünkü bu alanda kişisel ve toplumsal kimliğimiz açısından etkili olduğunu düşündüğüm kimi karakteristik olgular ya da tutumlar yer alıyor. İçselleştirmeden, hesaplaşmadan yaşama, yol alma, biçim bulma çabası, belki mucizesi...
Farklı bir geometrik yaklaşım değil. Yeni bir eklenme şekli...Deneysel bir sonuç çıkıyor. Soyut düzenlemelerde somutlaşan üzerine ne dersiniz?Evet, geometriden çok eklenme, aktarma şekilleri, dokunma noktaları öncelikle ilgimi çeken. Biliyorsunuz doğa, en karmaşık, en akıl almaz geometrileriyle hepimiz için büyüleyici ve esin verici. Molekül yapıları, fraktallar, organik yaşamın her gün insanı şaşırtan keşifleri bize yeni bakış açıları sunuyor.
Bu geometrilerin sahip olduğu büyüme, çoğalma ve özellikle denge bulma biçimlerinin benim için de yol gösterici olduğunu söyleyebilirim...
Yine de benim kurgularımda peşinde olduğum denge; neden sonuç ilişkileri içinde kalan çözümlerle ilgili değil. Verili şemalar, kusursuz detaylar ya da kristal yapılara benzer sonuçlar yerine, sürprizler, asimetriler, kusurlar da içeren dengeler kurmak bir bakıma ve plastik dil içinde çeşitlemelerini yapmak......
Heykellerinizde az sayıda malzeme ile çalışıyorsunuz. Ahşap, metal gibi malzemelerde de renge başvuruyorsunuz. Malzeme ve rengin sembolizmi arasında nasıl bir bağlantı var?
Evet, çoğunlukla ahşap kullanıyorum. Kimi zaman da metal ve taş çalışıyorum. Renkli çalışmak konusunda başlangıçta zorlandığımı hatırlıyorum. Artık malzemenin doğasına, karakterine uyma konusundaki yaygın ve baskın tutumun etkisinden sıyrılmış olsam da renkli çalışmanın başka zorlukları da var. Bunlardan en önemlisi rengin kültürel anlamları, sembolik niteliği. Sizi bir anda tam istediğiniz bir noktaya da taşıyabilir, hiç istemediğiniz bir noktaya da çekebilir.
Benim için renk, plastik dengenin önemli bir bileşeni haline geldi. Formun yoğunluğu, karmaşıklığı, yönü, boyu ile birlikte hesaba katılan, en az onlar kadar etkili bir bileşen. Rengi kullanırken amacım belirgin sembolik anlamlar yüklemekten çok, dolaylı çağrışımlar katarak çalışmayı tamamlamak.
Yansıtmak istediğiniz duygu, başlarken ve eseri tamamlarken ne tür değişimler geçiriyor? Kısaca süreç, nasıl şekilleniyor üretirken?
Başlangıçta her zaman çizerim. Desenler, küçük anlamsız lekeler, baskılar, karalamalar, notlar... Üzerinde yoğunlaştığım kavram ve duygunun içiçe sokulmaya çalışıldığı belli belirsiz imgelerle başlarım. Süreç boyunca bana eşlik ederler. Bir noktadan sonra ise hem çizerek hem kurarak ilerlerim. İlk parçalar belirir, çalışma masasında çoğalır, dağılır, toplanır, kurulur, düşer, yeniden toplanır. Çoğunlukla önceden tahmin edilemeyen ilişkiler doğar parçalar arasında, açı farkları nedeniyle yeni yönler belirir, çalışma kendi dengesini bulur bir anlamda. Birbirine işkencelerle geçici olarak tutturulan parçalar zamanla kavelalarla sabitlenir, yüzeyler son halini alır, boyanır.
Baskı resimler bu süreçte nasıl oluştu?
İstifler serisi için yaptığım damga baskılar az önce söz ettiğimiz sürecin başlangıcını temsil ediyor. Çalışmaların taşımasını istediğim yoğunluğun, ağırlığın, tansiyonun dozunu görme, görselleştirme denemeleri. Benzer şekilde Fragmanlar serisine bir grup tahta baskı ile, Bedenler serisine ise asfalt desenler ile başlamıştım.
Heykelleriniz için genelde tercih iç mekanlar mı? Ülkemizde alan heykellerine eleştiriniz var mı? Heykele insanlarımızın yaklaşımını ve yakınlaşmasını nasıl buluyorsunuz?
Heykellerim için iç mekan gibi bir tercihim yok. Biliyorsunuz açık alanlar, kentsel mekanlar için tasarlanmış ve uygulanmış projelerim de var. Mekana bağlı olarak farklı ölçeklerde iş üretirken yeni çözümler bulmak, farklı sosyal kültürel verilerle çalışmak zorunda kalıyorsunuz ki bu bir heykelci için çok verimli ve öğretici bir süreçtir.
Ülkemizde açık alan heykelleri konusu ne yazık ki travmatik bir boyutta. Toplumsal uzlaşma konusunda geldiğimiz noktanın da, kamu alanının nasıl tabularla doldurulduğunun da somut kanıtı haline geldi. Sorunuz her şeyden önce sahip olduğumuz ortak değerlerle ilgili tabii. Var olan ortak değerlerimiz neler? Nasıl bir çevrede yaşamak istiyor, nasıl bir gelecek arzusunu paylaşıyoruz? Bunu bilmek için öncelikle toplumsal ölçekte, kentte, mahallede, sitede yaşayan insanlar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine ihtiyacımız var. Bu ilişkiler geliştirilip uzmanlık alanlarından bilgi akışıyla beslenmedikçe, ortak yaşam alanlarına ait kararların şeffaf ve katılımcı olması sağlanmadıkça yapılan uygulamaların kalıcı olması zor.
Bu yüzden alan heykellerinin sık sık polemik konusu haline geldiğini, kolayca yerleştirilip kolayca kaldırılabildiklerini görüyoruz. Kısacası bugünkü kaotik ortamda özveriyle çalışan kimi kurum ve sanatçılar dışında, ne yazık ki sanatçıları paralize eden engellerden, dar görüşlülük ve ranttan söz etmeden konuşulamayacak halde.